Tel Aviv'e gidip geldikce buraya nicin tasindigimi bir guzel hatirliyorum. Bazen Tanri'nin unuttugunu dusundugum Petach Tikva'dan beni Azrieli Merkezi'ne getiren otobuste gelen telefondan sonra bilgisayar yoklugundan baska bir gune ertelenen is gorusmem, geri donmem icin yeterli sebep teskil etmiyor. Yanimda gulle gibi cantam olmasina ragmen ben yine sokuluyorum Tel Aviv'in koynuna; Azrieli Merkezi'nden kisa bir otobus yolculugu sonrasi kendimi Karmel Pazari'na atiyorum. Esas niyetlendigim duragi kacirinca; camili, sinagoglu, kiliseli, arnavut kaldirimli daracik sokaklarda saatlerce kaybolmak icin baska bir gun ayiracagim Yafo'daki otobus istasyonunda iniyorum. Her tarafinda ayri bir surpriz bulunan, disi yikik dokuk ici saray gibi ama eskiligi korunmus evlerin, corbacilarin, manavlarin, kahvelerin arasindan gecerken kendimi Cihangir'de hissediyorum. Tanrim ben Petach Tikva'da ne yapiyorum??? Nisan'a kadar kafayi yemez miyim ben yahu? Bekleyelim gorelim demeye korkuyorum.
Herneyse, Karmel Pazarinin once meyveydi, sebzeydi, sabundu, yani daha gerekli oldugu icin aldigimiz urunlerinin sergilendigi kismini geciyorum. Sonra da sira daha artistik olaylarin dondugu, gerekli oldugu icin degil de, sahip olmazsak olecegimizi hissettigimiz incik, boncuk, el isi falan filanin sergilendigi tarafina geliyorum. Hakkini vermeli, bazilari cok yaratici. Burayi cabuk cabuk gecmem lazim, parami carcur edecegim baska seyler var bugun. Sonunda pazarin Alenbi sokagi tarafina vardigimda, cok guzel bir muzik, insanlar toplanmislar, ortada yasli, genc dans edenler. Inka, Maya veya Azteklerle yakindan akraba oldugu belli biri bir yandan gitar diger yandan panflut calarak costurmus herkesi. Nasil gelmis buralara? Butun dunyayi dolasiyorsa ben sigar miyim acaba cantasina? Parca bitene kadar izliyorum ve tekrar tekrar, hic usanmadan Tel Aviv'i; bu hayatin her kesiminden her turlu inancli ve her turlu inancsiz insanlarinin barindigi; sinirlarin, engellerin degil de sirf bu sehrin oldugu ve herkesin bu ortakliga uyarak yargisizca yasadigi Tel Aviv'i yeniden cok seviyorum. Kendisini cevreleyen butun cirkin politikalarin, yalanlarin, haksizliklarin, beyin yikamanin ortasinda oyle kendi, oyle aykiri, oyle inatci ki...
Ben boyle baska gezegenlere gitmisken aklimda, karsima o hare krisnalardan cikiyor. Bunlar da sanirim McDonalds gibi dunyanin neresine gidersek gidelim bize bir tanidiklik sunuyor artik. Kendini tanitiyor, Almanmis, nereli oldugumu soruyor, falan filan. Bir kitap alip 10 Shekel bagista bulunuyorum, 5-6 Lira gibi birsey. Hicbir zaman bu Hare Krishna filozofisine kaptirmamis olsam da, orda burda dagittiklari kitaplari okumak bana hep guzel duygular vermistir. Alenbi'yi gecip Shenkin'in keyfini cikarmadan da bizim Fenerbahcelilerin borekci dukkanina merhaba diyorum. Onlarin hikayesi de baska bir gune.
Shenkin'e hep gelmeme ragmen her seferinde etrafima bakmaktan ayagim takilip dusme korkusundayimdir. Birbirinde ucuk butikler, gunun her saatinde her daim dolu kafeler, her biri baska bir konseri, sergiyi mujdeleyen posterler ve de insanlar! Shenkin'in rengarenk, cesit cesit insanlari ve onlarin farkli farkli dilleri. Sokagin sonuna vardigimda artik mudavimi oldugum Kafe Sih'e kuruluyorum. Sokaga bakan sandalyelerden birine kurulup, cay ve hashhashli kek soyleyip simdi bu okudugunuz cumleleri yazmaya koyuluyorum. Yanimda surekli ilgi isteyen bir tekir kedi. Seviyorum onu, hem de cok seviyorum ama ne zaman birakip da yazima baksam yuksek tinindan bir miyavla uyariyor beni; "benimle ilgilen" diye. Yemyesil gozlerini dikmis bana bakiyor ben nasil ilgilenmem simdi bununla? Sonra yan masaya kocaman kopekli biri gelip oturuyor da bizimkini bir daha gormuyorum.
Iste boyle. Nir deliler gibi calisirken ben de is bulunca firsat olmayacagi bilinciyle, sanki kaciriyorlarmis gibi tadini cikariyorum bu sehrin.
Sevgiler...
Yan not: Yemin ederim su anda tam onumden sari sacli, kocaman turuncu gozluklu, morlar icinde bir Aysel Gurel gecti. Yakismis da buralara, ne yalan soylemeli. Hem de cok yakismis.
0 comments:
Yorum Gönder